Anlatılan ve Anlattığın Senin Kimliğindir! Paylaşılan Anlatılar ve Sosyal Kimlik Arasındaki İlişkiler Üzerine Düşünceler


Anlatı ve kimlik arasında bir köprü kurulabilir mi? Kimliğin söylemsel inşasında anlatının payı var mıdır? Kolektif kimliğin grup tarihi ve buna bağlı olan paylaşılan anlatıya dayalı şekillendiği savunulabilir mi?
McAdams, Josselson ve Lieblich’in (2006, s. 3) provakatif denebilecek iddiası (eğer bir anlatı psikoloğu olsaydı), William James’in (1890), 100 yılı aşkın süre önce benlik üzerine kilometre taşı olan bölümü yazdığında “I” ile “me” arasındaki ünlü ayrımını, “anlatıcı-benlik” ve “anlatılan-benlik” olarak kavramsallaştıracağıdır. Mevcut yazıda, bu yakıştırma ve atıftan temel alarak, öncelikle anlatı nosyonunun (sosyal) psikoloji sahasındaki izlerine değinilecektir. Ardından, anlatının, sosyal psikoloji literatüründe post-pozitivistik bir epistemolojik temele oturan gruplar arası ilişkiler kuramları için sunabileceği katkılara bir başlık açılacaktır. Son olarak ise, bir örnek olarak Alevi toplumsal grubunu dolayımında anlatı-kimlik ilişkisi üzerine çıkarsama ve kritikler yapılacaktır.

Anlatı Nosyonun (Sosyal) Psikolojiye Yansımaları

“Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı (...)”[1]


“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü; hem akıl çağıydı, hem aptallık; hem inanç devriydi, hem de kuşku (...)”[2]
 

“Devrim, vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi (...)”[3] 

 

“Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum (...)”[4]

Sarbin (1986) Psikoloji İçin Kök Bir Metafor Olarak Anlatı başlıklı yazısına, “anlatı” kavramının, “öykü” ile komşuluğuna atıfta bulunarak başlamaktadır. Yazara göre, insanların yapıp etmelerinin sembolize edilmiş bir anlatımı olarak öyküler, bir zamansallık vazeder. Diğer bir deyişle, öykünün bir başlangıcı (serim), ortası (düğüm) ve sonu (çözüm) vardır. Bu açıdan, öykü, ancak tanınabilir olay örüntüleri ile, yani bir olay örgüsüyle varlık gösterir. Olay örgüsünün merkezinde ise, kırılmalar, düğümler, dramatik dönüşümler veya çatışmalar ve bunlara karşı ise çözüm girişimleri yer alır. Bu değerlendirmelere benzer biçimde Benwell ve Stokoe (2006) de, bir konuşma veya metnin “anlatı” olarak değerlendirilebilmesi edilmesi için, bir anlatıcı, karakterler, ortamlar, olay örgüsü, zaman içinde gelişen olaylar, krizler ve çözümler gibi temel yapısal özellikleri içermesi gerektiğini belirtmiştir.

Mit, efsane, masal, kıssa, destan, tarih, trajedi, drama, komedi, pandomim, resim, sinema, haberler, sohbet... Anlatının her yere nüfuz ettiğine değinerek başlayan László (2013, ss. 3–4), sosyal psikoloji sahasında ayırt edilebilecek bilimsel anlatı psikolojisi, kişilik odaklı anlatı çalışmaları, anlatıların bilişsel çalışmaları, anlatılarla psikometrik çalışmalar, hermenötik anlatı psikolojisi olmak üzere çeşitli tarz yahut ekollerden söz etmektedir. James, Mead, Freud gibi öncü isimlerde izinin sürülebilmesi olanağı ile anlatı nosyonu, insanların eylemlerini ve deneyimini organize etme prensibini ve bütünselliği taşımaktadır. Mekanistik ve atomize birey indirgemeci perspektifi ile anaakım (sosyal) psikolojide unutulmuş “bağlam” fikrini ve tarihsel eylem/edimi öncelemesi anlatıya dayalı perspektifin en önemli yanı olarak gözükmektedir. Buna göre, Sarbin (1986) anlatının insan eylemini incelemek ve yorumlamak için verimli bir metafor olduğunu savunmaktadır. Anlatı çalışmaları veya bir inceleme nesnesi olarak anlatı, psikoloji dışında, antropoloji, sosyoloji, linguistik, halkbilim gibi çeşitli disiplinlerin gündemine girmiş gözükmektedir (bkz. Şah, 2018).

Anlatı ile Sosyal Kimlik Arasında Bağ Kurmak

Gündelik etkileşimler içerisinde bir sohbet sekansında üretilen sıradan anlatılardan, yerleşiklik kazanmış (oto)biyografilere ve yaşam öykülerine, dahası günümüz dijital iletişim kanalları ile kendini göstermesiyle, hikâye anlatan bir toplumda hayatı teneffüs ettiğimize vurgu yaparak başlayan Benwell ve Stokoe (2006), giderek daha fazla tartışıldığı üzere (bkz. McLean, 2008), kimlikleri anlatılarda inşa ettiğimizi savunmaktadır. Anlatıcılar olarak bireyler sundukları öykülerde kendilerine ve diğerlerine yönelik kimlik iddialarını (identity claim) serimler (Georgakopoulou, 2002).

László (2013, ss. 51–62) anlatının gruplar arası ilişkiler ve grup dinamikleri ölçeğinde nasıl karşılık bulduğunu ele alarak anlatı nosyonu ile Sosyal Kimlik Yaklaşımı (Tajfel ve Turner, 1979; Turner vd., 1987) arasındaki ilişkiye bir kapı aralamıştır. Yazar gruplar arası değerlendirmeyi (intergroup evaluation), anlatılan tarihsel olayları ve karakterleri anlamlı ve tutarlı bir temsil hâlinde organize edebilen “anlatı kimliği inşası” için temel bir dilsel araç olarak ifade etmiştir. Olaya dahil olan grupları veya temsilcilerini değerlendiren açık sosyal yargılar olarak gruplar arası değerlendirmeler olumlu ve olumsuz atıfları, duygulanımları vd. içerebilir. László grup-temelli paylaşılan duyguların, insanlıkta alçaltmaya varan grup davranışlarının, kolektif duygular ve duygu düzenlemelerinin grup anlatıları ve/ya tarihsel anlatılarda saklı olduğunu görgül çalışmalar ve kuramsal katkılar ölçeğinde irdelemektedir. Bu temellendirmelerin, Rubin ve Hewstone’ın (2004) sosyal kimliğin üç öğesi olarak ele aldığı (i) sosyal-psikolojik öğe (örn., kimlik yönetim stratejileri), (ii) sistem öğesi (örn., gruplar arasındaki statü sisteminin istikrarı ve meşruiyeti olmak üzere sosyo-yapısal değişkenler) ve (iii) toplumsal öğeden (örn., belirli tarihsel, kültürel, politik ve ekonomik bağlamlar açısından grupların özgülü) üçüncüsü için önemli katkılar sunduğunu ifade etmek mümkün gözükmektedir. Elejabarrieta’ya (1994) göre, kimlik süreci belli bir bağlam içinde, tarihsel süreçlerin doğurguları ile şekillenen ve pratikleri içeren bir süreç olarak ele alınmalı ve bu süreçte kolektif bellek ve grubun tarihi anlamında (bkz. Bilgin, 2013) sosyal temsillere önem gösterilmelidir.

Bir Düşünce Egzersizi: Alevilerin Öyküsü yahut Anlatıda Saklı Alevilik

Lisans bitirme tez çalışmamın bir çıktısı olan araştırmamızda, katılımcılara yönelttiğimiz iki ayrı soruya (“Alevilik ve Aleviler deyince aklınıza gelen olaylar/kişiler nelerdir/kimlerdir?”) aldığımız yanıtlar üzerinden Alevilik kolektif bellek olaylarına ve bellek şahsiyetlerine ilişkin iki ayrı içerik analizi gerçekleştirmiştik (Karlıdağ ve Göregenli, 2017): Kolektif bellek olaylarında baskın biçimde “Hüseyin’e Su Verilmemesi”, “Kerbela Katliamı”, “Sivas-Madımak Katliamı” vd. açığa çıkmışken; “Gadir-i Hum” olayı, “Muaviye” ve “Yezid” kişilerinin söylem hacmi itibariyle zayıf olduğu tespit edilmiştir. (Buna karşın, “Yezid” ifadesi kötücül olanı imleyen bir anlam konotasyonu ile görüşme metinlerinde yer yer geçmekte, tarihin bir döneminde kolektif şiddet olaylarının ve travmatik kolektif mağduriyetlerin faili olmaktan daha aşkın bir atıfla yer bulmuştur.) Kolektif bellek olay ve kişileri karşılaştırmalı olarak ele alındığında, olumsuz olayların söylem sıklığına karşın bellek şahsiyetlerinde söz konusu olayların faillerinin ön planda olmadığı görülmüş; buna göre, grup kimliğinin çatışmacı tarzda kurulmadığı fikrine varılmıştır.

Yukarıda aktarılan bulguların anlatı örneklerinden elde edilen ve söylemsel çözümlerle ulaşılmış bulgular olmadığı açıktır. Öte yandan, kolektif bellek ‘parçacıkları’ olarak etiketlenebilecek olay ve şahsiyetlerin, Alevi toplumsal grubuna mensup bireylerin paylaştığı anlatıda yer bulduğu muhakkaktır. Edwards (1997, ss. 271–276) anlatı analiz türlerini incelemeye alırken, tüm anlatı analizlerinin mercek altına alabileceği üç tür odak olduğunu belirtmektedir: (i) anlatılan olayların doğası, (ii) insanların olayları nasıl algılayıp tasavvur ettiği veya genel anlayışları ve (iii) olaylara ve tasavvurlarına ilişkin söylemler. Buna göre, yalnızca kolektif bellekte yer eden olay ve kişilere ilişkin içerik analiz bulgularının dahi ‘anlattığı’ yahut gösterdiği, Alevilerin ortak hafızasında çıkılacak bir yolculuğun söz konusu grubun sosyal/kolektif kimliğini anlamak amacına hizmet edebileceğidir. Sözgelimi Ali kültü, Kerbela (katliamı) anlatısı, Munzur Baba efsanesi, Kırklar cemi mitosu, Pir Sultan ile Hızır Paşa arasındaki çatışma üzerine kıssa, inanç pratiklerinde bulunan gülbanklar,[5] Bektaşi fıkraları ve paylaşılan mizahi ton ve dahası (bazı örnekleri için bkz. Gezik, 2018) incelemeye değer anlatılar olarak ele alınabilir. Elbette buna aktüel sosyal-politik gelişmelere dair paylaşılan anlatılar veya gelecek tasavvurunu içeren anlatılar (örn. bkz. Pilecki ve Hammack, 2014) da dahil edilmelidir. Denilebilir ki, bu anlatılar ile karakterize kolektif belleğe demirlemenin, bu anlatıları ve içinde geçen olay/kişileri anlamlandırma tarzlarının ve ortaya koyulacak söylem stratejilerinin yahut da bu anlatılara tutunmaksızın (örn. unutarak/öğrenmeyerek/hatırlamayarak) kolektif bellekten kaçış yolları aramanın (vb.) Alevi toplumsal grubuna üye bir bireyin kimlik inşasını irdelemek amacına önemli katkılar sunabileceği ileri sürülebilir.

Sonuç Yerine

Bu denemede, anlatının anlam muhtevasına değini ve psikoloji için temel inceleme nesnesi olabileceği savunusuna işaretle başlayarak anlatı ve kimlik arasındaki ilişkiyi ele almaya çalıştım —Sosyal Kimlik Yaklaşımı ve gruplar arası ilişkiler zemini için. Ardından ise, bir örnek olarak Alevi toplumsal grubu özgülünde, kolektif bellek olayları ve şahsiyetlerine ilişkin bir çalışmadaki içerik analizi bulgularından hareketle, geçmiş-şimdi-gelecek anlatılarının bir grup kimliğinde kurucu olabilecek işlevi yahut rolüne dair düşünce egzersizi pasajına yer verdim. Tüm bunlara göre, Karl Marx’ın mottovari ifadesiyle “anlatılan senin hikâyendir” (sehl-i mümteni) sözünü sosyal psikolojide kimlik okumalarına tabi tuttuğumuzda, “anlatılan ve/veya anlattığın senin kimliğindir” biçimde revize etmek yahut yeniden anlamlandırmak için çeşitli literal hatlar bulunduğu ve heybemizde düşünsel malzemeler biriktiğini ifade etmek mümkün gözükmektedir. Anlatıdaki kurmaca ve öykünün büyüsünde “kimliğe dair okumaları” sürdürmek ise, gelecek dönem ajandamızda yer kaplamaya devam edecektir.

Kaynaklar

Benwell, B. ve Stokoe, E. (2006). Discourse and identity. Edinburgh University Press Ltd.

Bilgin, N. (2013). Tarih ve kolektif bellek. Bağlam Yayıncılık.

Edwards, D. (1997). Narrative: Stories and rememberings. Discourse and cognition içinde (ss. 263–294). SAGE Publications Ltd.

Elejabarrieta, F. (1994). Social positioning: a way to link social identity and social representations. Social Science Information, 33(2), 241–253. https://doi.org/10.1177/053901894033002006

Georgakopoulou, A. (2002). Narrative and identity management: Discourse and social identities in a tale of tomorrow. Research on Language & Social Interaction, 35(4), 427–451. https://doi.org/10.1207/S15327973RLSI3504_2

Gezik, E. (2018). Alevi hafızasını tanımlamak: Geçmiş ve tarih arasında. İletişim Yayınları.

James, W. (1890). The self and its selves. The principles of psychology, Vol I. içinde (ss. 291–305). Henry Holt and Co. https://doi.org/10.1037/10538-009

Karlıdağ, S. ve Göregenli, M. (2017). Aleviliğin sosyal temsilleri. D. Kökdemir ve Z. Yeniçeri (Ed.), I. Sosyal Psikoloji Kongresi Bildiri Kitabı içinde (ss. 328–339). Başkent Üniversitesi.

László, J. (2013). Historical tales and national identity: An introduction to narrative social psychology. Routledge.

McAdams, D. P., Josselson, R. ve Lieblich, A. (Ed.). (2006). Identity and story: Creating self in narrative. American Psychological Association. https://doi.org/10.1037/11414-000

McLean, K. C. (2008). The emergence of narrative identity. Social and Personality Psychology Compass, 2(4), 1685–1702. https://doi.org/10.1111/j.1751-9004.2008.00124.x

Pilecki, A. ve Hammack, P. L. (2014). Negotiating the past, imagining the future: Israeli and Palestinian narratives in intergroup dialog. International Journal of Intercultural Relations, 43, 100–113. https://doi.org/10.1016/j.ijintrel.2014.08.019

Rubin, M. ve Hewstone, M. (2004). Social Identity, System Justification, and Social Dominance: Commentary on Reicher, Jost et al., and Sidanius et al. Political Psychology, 25(6), 823–844. https://doi.org/10.1111/j.1467-9221.2004.00400.x

Şah, U. (2018). Anlatı çalışmaları. Psikoloji ve Toplum, 2, 5–16.

Sarbin, T. R. (1986). The narrative as a root metaphor for psychology. T. R. Sarbin (Ed.), Narrative psychology: The storied nature of human conduct içinde (ss. 3–21). Praeger Publishers/Greenwood Publishing Group.

Tajfel, H. ve Turner, J. (1979). An integrative theory of intergroup conflict. W. G. Austin ve S. Worchel (Ed.), The social psychology of intergroup relations içinde (ss. 33–47). Brooks/Cole.

Turner, J., Hogg, M. A., Oakes, P. J., Reicher, S. D. ve Wetherell, M. S. (1987). Rediscovering the social group: A self-categorization theory. Basil Blackwell.


[1]     İhsan Oktay Anar’ın (İletişim Yayınları’nca basılan) “Puslu Kıtalar Atlası” eserinin ilk cümlesidir.

[2]     Charles Dickens’ın (İş Bankası Kültür Yayınları’nca basılan) “İki Şehrin Hikâyesi” eserinin ilk cümlesindendir.

[3]     Murat Uyurkulak’ın (Metis Yayınları’nca basılan) “Tol” eserinin ilk cümlesindendir.

[4]     Jerome D. Salinger’in (Yapı Kredi Yayınları’nca basılan) “Çavdar Tarlasında Çocuklar” eserinin ilk cümlesidir.

[5]     “Üçler (Hak-Muhammed-Ali)”, “Beşler”, “Yedi Ulu Ozan”, “On İki İmamlar”, “On Yedi Kemerbestler”, “Kırklar”, “cümle erenler/evliyalar”, “Pir Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli” vd. özneler, özellikle cem törenlerindeki dua nevinden gülbanklarda yer etmektedir.